Bahane


Herkese iyi haftalar, Bu haftaya kadar birçok konu okudunuz. Yorumlar yazdınız. Bu konuların hepsinde etkin bir insan nasıl olur onu gördük. Kaldı ki ele aldığımız tüm konularda, biraz kendimizi eleştirdik. Umarım yorum yapmayıp okuyanlarda bir şeyler almışlardır.

Biz, burada tüm bu konuları anlatırken, iktisat dersinde bize anlatılan bir konuyu, varsayarak anlatıyoruz. Yani tüm koşulları sabit kabul ediyoruz. Bu nerden çıktı diyenlerin sesleri buraya kadar geldi. Burada, bazı dini duygularımızın sabit kaldığını da var sayıyorum. Neden mi tüm yazdıklarımı uygulayıp yine de olmayan durumlar var diye bana mail atanlar oluyor. Açık söylemek gerekirse olmayabilir. Benim inancıma göre her şeyi yerli yerinde yapsak da tüm doğrulara noktasına virgülüne uysak da bu o an gerçekleşmeyebilir. Burada şevkimizi kırmayalım. Çünkü o kısmet. İş bize Allah tarafından kısmet edilmemiş olabilir. Kısmet edilmemiş derken bu hiç edilmeyecek anlamına gelmez, zamanı gelmemiş olabilir. Sizin istediğiniz bu başarının aslında düşündüğünüz gibi güzel bir sonucu olmayabilir.

Benimle aynı inancı paylaşmıyor olabilirsiniz. Saygı duyuyorum. Ancak tekrar etmekte fayda görüyorum. Bu yazdıklarımın hepsi gerçek başarıya götüren ana noktalar olmasına karşın; 2 + 2 = 4 eder gibi bir kesinliği maalesef yoktur. Benimle aynı inancı paylaşmayanlar için şunu da söyleyebilirim. Bu yazdıklarımın doğru olmadığının aksi bir kanıtı yoktur. Ancak ve ancak, içinde bulunduğunuz koşulları birey doğru tanımlamadığı için doğru sonuçlara ulaşamadığı durumlar da olmuştur.

Bu zamana kadar üretimin önemine bahsettik. İnsanın yaşamında üretmenin psikolojik ve ekonomik boyutlarının ne kadar faydalı olduğunun altını çizdik. Her ürettiğiniz şey faydalı olmayabilir. Buna en iyi örnek bahane üretmektir. Bu haftaki konumuz “bahane” her zamanki gibi önce kelime anlamına göz atacağız. Bir konuda ileri sürülen veya gösterilen önemsiz gerekçe ve sebep. Olarak tanımlanmış.

Burada bir eleştiri daha getirmekte fayda var. Tanımda önemsiz gerekçe ve sebep diye tanımlanmış. Bahane de öne sürülen gerekçenin önemli olup olmaması ana kriter değildir. Ana kriter, bir işi yapmamak veya yapamamak için ileri sürülen gerekçe olmasıdır. Biz bu bahanelerin hepsinin önemsiz olduğunu söylersek yanlış tanımlamış oluruz.

Aslında bir kelime ne kadar iyi tanımlanırsa tanımlansın, farklı şekilde kullanılabilir. Bir çocuğun ödevini yapmadan okula gittiğinde; Öğretmeninin neden ödevini yapmadın diye sorduğunda; verdiği her türlü cevap da bahanedir. İster doğru olsun ister gerçek. Bu öğrenci verilen ödevi yapacakken elektrikler kesildi. Mum yoktu. Aynı anda kardeşi hastalandığı için onunla ilgilendi. Şimdi bunlar bahane değil mi? Gerçek mi? Gerçek. Önemli mi? Önemli. Burada asıl sorun ödevi yapmaması bu gerekçelerden önemli mi? değil mi?

Bizim burada anlatmak istediğimiz ise çok farklı bir bahane dir. Bir işi yapmak için harekete geçme aşamasında insanın kendi kendine söylediği bahanelerden bahsediyorum. Belki bu bahaneler yüzde yüz gerçek… Unutulmaması gereken tek şey, bahane üretiyorsanız demek ki gerçekten istemiyorsunuz demektir. Çünkü istemek harekete geçiren en büyük güçtür.

Bu nedenle bahane konusunu incelerken aynı anda istek konusunu da gözden geçirmemiz gerekir. Basit ama herkes için geçerli bir örnek verelim. Herkes hayatında bir defa rejim yapmak istemiştir. Her pazartesi başlamış, Çarşamba ara vermiş, Cuma bırakmış sonra birkaç hafta sonra bir pazartesi günü tekrar başlamıştır. Sizce neden? Bazıları irade diyor; Bazıları disiplin diyor; Bence bunun adı istek. Gerçekten istediğiniz zaman o irade ve disiplin oluşuyor ve sonuca varıyorsunuz.

İstemek tüm her işin başında geliyor. Bütün bahaneler ortadan kalkıyor. Odaklanma dediğimiz konsantrasyon, konunun tamda üstünde yer alır. Bir işe ne kadar odaklandığımız, içimizdeki istekle doğru orantılıdır. Aynı şekilde bahane üretmemizi engeller, başarılı olabilme şansımızı arttırır.

O zaman isteme dürtüsünü nasıl harekete geçireceğiz? Bu durumu tamamen psikolojiniz, fiziki ortamınız ve diğer koşullar belirler. Bu koşullarda yapacağınız değişiklikler isteme dürtüsünün harekete geçmesini, derecesini, neyi isteyip istemediğinizi belirler. Siz hangi ortamda yer alırsanız, ortamdaki koşullar sizin neleri daha fazla istediğinizi ortaya çıkarır.

İstek bilinç dışı bir olay olduğundan, kendinizi iyi tanımanız gerekir. Kendinizi ilk tanımlarken, etrafınıza bakın kimlerle iletişim halindesiniz, İletişim halinde olduğunuz hangi kişilerle daha mutlusunuz? Daha huzursuzsunuz tespit edin. Zorunlu olduğunuz işler dışında kendiliğinden hangi işlere yöneliyorsunuz? Zorunlu olsun olmasın hangi işleri yaparken mutlusunuz? Hangilerini yaparken mutsuzsunuz, huzursuzsunuz, hangi işlerde zaman çabuk geçiyor. Tüm bunları bir kağıda yazın. İllaki yazın başka yolu yok. Bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde çevrenizdeki kişilerle beraberken, yaptıklarınız, bulunduğunuz ortamda mutlu olup olmadığınızı tanımlarsanız, siz kendinizi tanımlamış olursunuz. Mutlu olduğunuz kişilerin özelliklerine bakın tümün ortak özellikleri, farklılıkları sizi yansıtır. Aynı şekilde bulunduğunuz ortam vb. durumlar tamamen sizi yansıtır.

Eğer mutsuz olduğunuz ortamda, kişiler arasında, işlerde bulunuyorsanız. Bahaneler artar, hatalar artar, depresyon artar. Bu durum kendinizin farkına varmadığınızı gösterir. Bence önce çevrenizi ve bulunduğunuz ortamı tanımlayın. Alın defteri kalemi, alt alta yazın. Bakalım siz kimsiniz?

Herkese iyi haftalar….

Bilgehan Bilgin

posta@bilgehanbilgin.com


11 görüntüleme

iLETİŞİM  : KONAK MAHALLESİ, KONAK CADDESİ,  GEMİCİ SOKAK, NO: 1/B NİLÜFER BURSA  TEL :0224 451 30 71 email : bilgi@bilkoras.com

Bu site  BİLKORAS SATIŞ VE PAZARLAMA EKİBİ tarafından yapılmıştır.